Yazmak bir aşk benim için vazgeçilmez. Ertelendikçe acıyan kanayan bir yara, nefes alamamak gibi ama bazen yazmayıp göstermek, anlatmak istediklerim de oluyor işte o zaman Fotoğraflarını çekiyorum evlerin, sokakların, insanların. Derdim kendi penceremden hayatı gördüklerimi göstermek. Bloğum yaşadığım anları ve çevremde yaşanılanları paylaşmak amaçlı.
2 Temmuz 2010 Cuma
Yüreğinizdeki mevsim
Bazen insanın canı hiçbir şey istemez ya hani.
Hiçbir duygu sizi kıpırdatmaz yerinizden.
Konuşmak, dertleşmek, hatta kimseyi görmek istemezsiniz.
Hiçbir konu içinizdeki sıkıntıya ilaç olmayacak, hiçbir cümle sizi anlatamayacaktır.
Kendi kendinize yabancısınızdır, bulunduğunuz mekâna, oturduğunuz ortama, hatta içinde bulunduğunuz bedene bile yabancısınızdır.
Bütün hatıralarınız ya tamamen örtülüdür sis perdeleri ile ya da her şey ufukta fluğ bir gelecek olarak size bakıyordur.
Sığındığınız hiçbir liman ruhunuza aradığı güveni sağlamıyordur.
Ne yapacağınızı bilemez ortada ayazda kalan bir kuş yavrusu gibi çaresiz kalakalmışsınızdır.
Yüreğiniz bir yangın düşleriniz darmadağınık pazar yeridir, ümitlerinizin kanadı kırık, suskundur, çığlıkları duyulmayan martılar gibi…
Elleriniz karanlıkta yol bulmaya çalışan biri gibidir sanki dokunduğu her şeyi devirir,
bedeniniz kutuplarda kalmış bebek gibi, savunmasız; sanki üşümeyi bile bilmiyor gibisinizdir, yada üşümeye öyle alışmışsınızdır ki artık üşümeyi unutmuşsunuzdur.
Unutmak istersiniz her şeyi, adınızı bile. Bazen olanları, yaşadıklarınızı, haksızlıkları, üst üste yığılı duran bir pramit gibidir unutmak istedikleriniz. Bazen öyle çoğalabiliyor ki…
Madem bir türlü tam olamıyor bu duygular, bari unutayım diyorsunuz, yarım olmaktansa….
Biliriz aslında hayatın görünen buz dağının üstü ve altı gibi olduğunu. Mutluluk her şeye rağmen masmavi denizlerin dibindeki istiridye gibidir. Birer birer sabırla derinlerden çekip almak istersiniz. Kendi incilerinizi toplamanız gerekiyor ne kadar derinde ve ne kadar zor yerlerde olursa olsun. Karanlıklara inat her gece ay ışığının dünyayı aydınlattığı gibi, gölgeler olsa da …
Hayatın her alanında define arar gibi mutluluğunuzu aramalısınız.
Ortalık talan olsa da...
Gerekirse elleriniz kanamalı mutluluğu ararken, ama hayatın anlamını da keşfetmelisiniz.
Yaşam denizinizde derinlere varmalısınız, yüzeydeki çöplerin arasında açan mavi su güllerini, sedef kabuklarını, mimozaları toplamanız, minicik bir çakıl taşının değerini bilmeniz lazım.
Ama her zaman da bilmek yetmez bazen…
Bütün duyarlılığınız hayatın keskin dişlerinin arasında öyle bir törpülenmiştir ki konserve yaşamın içinde sahte tatlarla yoğrulmuşsunuzdur belki de farkında değilsinizdir artık.
Hayallerinizde bile öylesine sığ ve yüzeysel kalırsını ki yaşamın gerçek manasını unutursunuz madde ile manayı ve hatta çoğu zaman kendi özünüzü.
Sıradanlaşırsınız acınacak bir durumdur bu, farkında olamamak kadar, farkında olup bir şey yapamamak da aynı derecede ne yapacağını bilememek de bir çıkmazdır.
En çok pişmanlık içinizi sıkar, kimi yaptıklarınız, kimi yapamadıklarınız .
Bazen yaşamak isteyip de yaşayamadığımızın özlemleri bizi acı girdabında sürükler ve tüketir.
Hep en çok erteleyip, biriktirdiğiniz düşlerinizin sancısı sizi kıvrandırır an be an; artık hiçbir sancıyı hissedemeyecek kadar geç mi kaldınız yoksa?
Yoksa unutmaya çalıştığınız mı yaşatıyor sizi, en unutulamaz olanlara olan özlemleriniz mi yaşam sebebiniz?
En derinden özlediğiniz mi, en çok unutmaya çabaladığınız, yoksa sevdiğiniz mi en çok unutmak istediğiniz?
Bence içimizi en çok acıtan, göze alamadıklarımız ve alamadıkça da, özlemiyle içimizde besleyip büyüttüklerimiz...
Onlar bir an gelir, o kadar büyürler ki, taşarlar içimizden, bedenimizden, ruhumuzdan, kimsesiz kalırsınız.
Kendiniz siz hatta...
Adını koyabildiğiniz hiçbir duygu sizin yardımınıza gelmez, hatta duymaz bile sizi... Sığınaksızsınızdır, kendinize bile ‘’yanılıyor muyum?
Iskalanmış aşkın, yaşam mekânları intikam almaya koyulur sizden...
Yaban kalırsınız, yabancı kalırsınız her yerde...
Rüzgarlı bir denizi özler gözleriniz...
Bir denizin, ılık esintilerinin sevgi sarhoşluğunda, gömülmek istersiniz.
Evrenin yaşam sularının aynasına, aşkla gömülmek ve ölümsüzleşmek istersin...
Sizin kalacaktır, sizinle kalacaktır, eğer isterseniz.
Çabalarsanız kazanırsınız işte...
Hiçbir adım atmazsanız hep özlersiniz...
Hep İstersiniz...
Ve hep acı çekersiniz ….
Tıpkı suskun deniz kızları gibi........
İçinizdeki sessizlik acizliğin elbiselerine bürünüp, sizi usulca davet ediyorsa göze alamadığınız tüm hedeflerinize, belki de bir daha son bir şans vermelisinizdir kendinize.
İşte bu sefer gözünüzde büyüttüğünüz ulaşılmaz bulduğunuz düşlerinizi aşmak ve içinizden gelen çağrının rotasına gitmeniz için bu kez gitmek gitmek ve kalbinizin kanat çırpınışlarına kulak vermeniz gerekiyordur.
Kıvranmayın sağır bir duyarlılıktan dolayı yarım kalmış düşlerde, ulaşamadığınız hedeflerde sürünmeyin.
Yelken açın bu sefer cesaretin şafağına.
Deniz kenarında kımıltısız bir dalga olmayın…
İçinizdeki yaprakların açmasına izin verin yüreğinize bahar gelsin.
Mevsim kışı gösterse bile….
2003// Önce Vatan Köşe Yazım
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder