1 Temmuz 2010 Perşembe

Truva atı

Gazi üniversitesinin, Türk tüketicinin alışveriş yaparken davranış biçimleri üzerine benimde özenle incelediğim ve üzerinde çalıştığım bir araştırması var. Bu araştırmanın detayları, davranış biçimlerimizin kodları üzerine ciddi cevaplar veriyor. Türkiye’deki 81 ili kapsayan araştırma sonuçlarına göre, kırsal kesim de dahil olmak üzere Türk toplumunda 18-59 yaş arası kadın, erkek, kişisel olarak sabun, şampuan, diş macunu, göz farı, ruj, cilt ve el kremi, parfüm gibi kozmetik ürünlerine her ay en az 20 milyon lira para harcıyordu, bu gün neredeyse sıfırlandı (Bu harcama kalemi, kuaför giderlerinin dışında). Kadın erkek mutlaka ayda bir kere, gerek kişisel bakım adına, gerek sosyalleşmek adına kuaföre gidiyordu. Türk vatandaşı artık mecbur olmadıkça kuaföre gitmiyor. İçinde bulunduğumuz dünyayı sarsan ekonomik krizin etkileri ile tüm Türk tüketicileri bu alışkanlığını bir kenara bıraktı. Artık kadınlar evde saç boyayıp, daha zor işlemler için evlerinde birkaç arkadaş toplanıp, yardımlaşarak sorunu gideriyorlar. (Kaş alma, ağda, fön, maşa, türban gibi). Lazer için ayrılacak milyarları herkesin yok. Bu yüzden krize kendince çözüm üretiyorlar. Aynı konuda erkeklerde saç kesimi haricinde kuaföre uğramıyorlar. Tıpkı karşı cinsin çözüm arayışına paralel. Komşu teyze mahallenin sütçüsünden koca bir kova süt aldı. Sordum ne yapacaksın bu kadar sütü, yoğurt çok pahalandı, artık marketten almıyorum, aralarında iki misli fark var dedi. Kendi bütçesine katkı yapıyor ve haklı. Kasaplar indirim ve promosyon yapıyor 1 kilo kıyma alana çekilişle bir küçük altın hediye eden bile var, talep patlaması bekliyormuş! Eskiden yorgancılar ve ısmarlama terziler vardı mahalle aralarında. Hepimizin sabrına ve emeğine saygı duyduğumuz, onlar çoktan kapandı mesela. Ayakkabı tamircileri de öyle sağda solda tek tük kaldı. Artık ayakkabı çok ucuz, kalitesiz olsa ne yazar, at gitsin, nasılsa yenisini alırsın, yaptırmayla kim uğraşır fikri bu değerli insanları da hayatımızın perdesinden kaldırdı. Şimdilik sorun yok, peki her konuda kendi çözümlerini bulmaya, evde üretim ve tüketime yönelirse tüm bu kadın ve erkekler, gelişme ve ilerleme üzerine bunca atılım yapan ekonomi ve sanayinin sonu ne olacak. Eskiden her sokakta bir de kuru temizlemeciler, mahallenin olmazsa olmazı bakkalları vardı. Şimdi ararsanız bir tane bulabilirsiniz çünkü pek çoğu krize baş eğdi ve kapattı. Küçük esnaf bitti, cenazesi ortada kaldı! Bu duruma keyiflenmesini beklediğimiz büyük rakipleri de kaygılı. Dev şirketlerde de aynı korku hâkim. Onlarda durumlarından pek memnun değil, her an bir şirket personel azaltıyor, muazzam bir küçülmenin içindeyiz, teğet çok zengine geçti, fakiri on iki den vurdu. Birde madalyonun diğer tarafı var Bu güne nasıl geldik, Gümrük birliği 2005 mevzuatı dolayısı ile yurdumuza giren yabancı ve özellikle ucuz, kalitesiz ürünler ile hem çok büyük miktarda paraları çöpe attık, hem de evlerimizi gereksiz şeylerle çöpe döndürdük. Yöntem şuydu hızlı tüketimi yaygınlaştırmak. Bu sistemde, normalde daha pahalı bir ürünü, muadili olan çok basit işçilikli ürünle rekabet ettirdiler. İç piyasada basit bir limon sıkacağının bile bir kalıbının yapım maliyeti ve aşamaları hatta ham maddesi bu gün 1 TL ye aldığımız ürünü hiçbir şekilde kurtaramadığından bu gibi sektörlerde çalışan personel, usta, işçi, vasıflı ve vasıfsız elemanların tümü işsiz kaldı. Bu ailelerde yetişmekte olan genç neslin onlarca sorunları vardı. Ailevi sorunları, göç ve işsizlik problemli evlerinde, kendileri ve bulundukları toplumlar açısından bir nevi tehdit unsuru oluşturdular. Kimi anlaşılamadığını söyledi evinden kaçıp tinerci, kap kaççı oldu. Sorunlu gelişen bu bireyler sigara, uyuşturucu ve benzeri alışkanlıklarla tanıştığından Kimi okuldan atıldı, geleceği ellerinden kaydı, kimi masum insanların canını acıttı. Basit bir hesaplama ile ilk 1999 yılında kayıtlara geçilen kapkaç olayları 2002’ler de özellikle Büyükşehirlerden salgın gibi yayıldı. Küresel mali krizin etkileri başlamadan yaptığımız hata ile beklide kendi kendimizi batırdık. 2005 yılında Türkiye’nin, Avrupa’nın bütün ürünlerine gümrüksüz olarak kapı açmasını bizim felaketimiz oldu. Gelen her ürünle hem paramız gitti, hem ticaretin dönen çarkı devreden çıktı, hem de binlerce kişi işsiz kaldı. Bunun kendi memleketimize en ufak bir faydası olmadığı gibi zararları dilimizin döndüğünce işte ortada. Benim 2004 yılında yaptığım araştırmada “Türkiye Kozmetik Çöplüğü Olacak” ve “Sahte Ürünler Başımıza Dert Açacak” başlıklı sürmanşetten yazdığım haberlerin doğruluğu bu gün ispatlanmış durumda. Şu an gelinen ve bu gidişle varacağımız nokta hakkında ipuçları da önümüzde. Ekonomi Türkiye’nin her şeyidir Bu millet çok badireler atlattı, atlatır efsanesini bir kenara koymak lazım. Sosyal adaletsizliğin, işsizliğin, parasızlığın sonu hiç de mükâfatlarla bitmez. Çünkü vatandaşın feda edecek evi, işi ve evladı kalmadı, hepsini parasızlığa kurban etti. Türk gücünü ailesinden alır, ama aileler sapır sapır dağılıyor. Dışarıda rüzgar esse koşan politikacıların içerideki büyük fırtınadan ve yıkımlardan durumun vahametini görmelerini ivedilikle bekliyorum. Sözün özü krizin aslında bir Truva atı olduğunu düşünüyorum, biz sadece dışını gördük, içinde mücadele etmemiz gereken çok büyük düşmanımız var, dikkat! İlknur BEKTAŞ

Hiç yorum yok: