Yazmak bir aşk benim için vazgeçilmez. Ertelendikçe acıyan kanayan bir yara, nefes alamamak gibi ama bazen yazmayıp göstermek, anlatmak istediklerim de oluyor işte o zaman Fotoğraflarını çekiyorum evlerin, sokakların, insanların. Derdim kendi penceremden hayatı gördüklerimi göstermek. Bloğum yaşadığım anları ve çevremde yaşanılanları paylaşmak amaçlı.
1 Temmuz 2010 Perşembe
Yasaklar ve Biz
Yasaklar ve Biz
Yasaklar ve bizi tartışmak istiyorum.
Bizler 70’lerin çocuklarıyız. Sokağa çıkma yasaklarını hatırlarız mesela, bekçi baba düdüğünü öttürdüğünde sokakların sadece onlara kaldığını anlardık.
Buna rağmen gerekirse çatıdan, balkondan hatta gölgelerin arasından gelen giden var mı diye gözetleyerek, diğer sokaktaki birileri ziyarete gidilirdi. Kimseler görmeden heyecanlı, cesur ve gizlice.
Sana yağının bulunamadığını karaborsadan satıldığını hatırlarım mesela, tüpün hatır belasına alınabildiği günleri bilirim. Ama yasak olan tüpün ve yağın alınması değil bunların karaborsadan satılmasıydı. Yapılıyordu, ihtiyaç vardı ve uyanıklara gün doğuyordu!
İstenen şeyin veya bir ihtiyacın karşılanmasında, ne kadar zorluk o kadar çok çıkış yolu!
Türk halkının yasaklara alerjisi ve yaratıcılığının hepimiz farkındayız. Şimdi yaşanan bir yasağa karşı, aynı kıvrak zeka ve yaratıcı fikirler, girişimler var.
Konumuz sigara yasağı.
Ben sigara bağımlısı veya tiryaki değilim ama çevremde sigara tiryakisi oldukça fazla. Onların kendi yaşam ritüellerin de belirli aralıklarla sigara içmek ve hayata es vermek gibi bir ihtiyaçlarının olduğunun da farkındayım. Buna ister anlamsız deyin, ister anlayışla bakın ama bu ihtiyaç kesin bir gerçek.
Şimdi bu insanların bir anda yasak karşısında büyük bir tokat yediğini birçok insan görmezden geliyor ve gelinmesini de istiyor.
Bu bıçak gibi keskin hamlenin bir adım öncesinde bir hazırlık veya bir çaba var mıydı? Ben hatırlamıyorum. Peki bunun için karar vericilerin, böyle bir adımı hazırlarken bir önceki ve bir sonraki adımlarını hesap etmeleri gerekmiyor muydu?
Kesinlikle gerekiyordu. Böyle oldubittilik bir karar olmamalıydı. Verilen kararın artı ve eksileri hesaplanmalı hatta sağlaması bile yapılmalıydı.
Sigara içicilerin yaşam kalitesini sağlık anlamında düşünen hükümet, ruh sağlığını, toplum düzenini ve huzurunu da kale almalıydı. Onlara özel çözümler hazırlamalıydı.
Sinirli, asabi bir memurun, işçinin çalışanın veya yakınınızın fırçasını yemeniz her yerde an meselesi. Tatsızlıklar ve uzlaşmaz tavırlı çalışanların hali gerçek bir trajikomedik durum içeriyor. Seçme saçma mazeretlerle işten kaytarmalar. Acaip akla hayale gelmeyen yerleri keşfetme, tehlikeli noktalara çıkıp sigara krizini gidermek artık olağan hale geldi.
Hatta Karadeniz de bir ucu dışarıda dumanını dışarı üflemek için ağzına hortum dayayanlar bile var, yurdum insanı çözümler arıyor.
Hava almak, dolaşmak veya alışverişe gidip bir çay molası vermek, bazen alelacele, bazen mükellef bir yemek yemek için gittiğimiz kafe, lokanta, dönerci, büfe hatta restoranlarda artık sadece dışarıda masası olanlar iş yapabiliyor. Küçük bir göz yummanın faturasını beş bin TL olarak ödemek istemeyen esnaf oldukça mutsuz. Ne müşterisini memnun edebiliyor, ne kendisini. Ceza az buz değil. Esnafın beli zaten ekonomik krizle kırılmış. Alım gücü ve kapasite tabanda, eksilerde.
Şimdi kim nereye gitsin. Esnaf ne yapsın. Müşteri ne yapsın. Eşi dostu mu küstürsün, bu cezayı (mı) nasıl ödesin. Bağımlı bu durumda ne olsun. Belirsiz.
Israrla aynı şeyi söylüyorum, içenlerin hakları ve durumları göz önünde bulundurulmalı onlara özel izinli alanlar olmalıydı. Tümden sadece evinde rahatça sigara içebilmek çözüm değil bayağı bir eziyettir. Sigara bağımlıları için madem çözüm aranıyordu sağlık bakanlığına bağlı özel ekipler merkezi noktalarda destek hatları hatta ilaç ve terapi yardımı sağlayabilirdi.
Bu destek ile de sigara yasağına halkın geçişi daha yumuşak ve atlatılabilir hale getirebilirlerdi. Amaç zorbalıktı demek ki. Acaba sigara içenlerden daha fazla kişilerin kendisini düşünen hükümet böyle bir desteği neden esirgedi?
Yoksa yasaklanınca aniden bu insanlar bırakır diye mi düşündüler. Madem bu kadar basitti de neden bunca insan ve dünya sigara ile savaş veriyor. Merak ediyorum, karar vericilerin sigarayı bırakma konusunda tıp ve bilim adamlarından daha mı fazla bilgisi var? Varsa lütfen kamuoyuyla paylaşsınlar.
Herkes ağız birliği yapmış gibi. Tamam herkes bıraksın ve iyi oldu diyor. Kimsenin bırakmak isteyene ve bırakabilene bir lafı yoktu ki zaten.
Evet yasak iyi oldu peki kime göre iyi oldu? Bence çoluk çocuğumuza yüzde yüz iyi oldu rahat nefes alsınlar. Yaşlı ve sağlık sorunu yaşayan nefes darlığı çeken insanlar için çok iyi oldu. Kapalı bir ortamda duman altı olmak istemeyen pasif içiciler için iyi oldu, rahat ettiler. Kendi iradesi ile içmeyenleri içmek zorunda bırakmak tam bir haksızlıktı, kabul iyi oldu. Ya içenlerin hakları?
Yasağın birde başka boyutu var. Büyük kentlerde erkeklerin sosyalleşmek adına uğrak noktaları kahvehanelerdir. Bilmem ne kadar dikkatinizi çekti. Bir bayan olarak yolunuzun üzerinde ve gidecek başka güzergâhı olmayanların en büyük sıkıntısıdır bu noktalar.
Kadınlar ve kahvehanelerin yasakla şöyle bir ilişkisi var. Normalde önünden geçmekten nefret edilen bu erkek egemen noktalar artık daha bir çekilmez ve rahatsız edici.
İçeride sigara içirtmeyen mekan sahibi, zaten sadece bir çay satabildiği müşterilerini tamamen kaybetmemek için tamamını, dışarıya attığı masalarda, kapı önlerinde ağırlıyor. Böyle olunca genç, yaşlı, kadın, kız ahlaksız bakış ve sözlere maruz kalıyor.
Acilen çok mutaassıp hükümetimizin bu sıkıntılı duruma birkaç boyutu ile çözüm getirmesi gerekiyor.
Vatandaş kameralı, güvenlik görevlilerinin kuş uçurtmadığı sitelerde oturmadığından yetkililer bu tip sıkıntıların varlığından tabii ki haberdar değil.
Son olarak çok eski bir hikâye ile yazımı bitireceğim.
Zamanın birinde halka vergilerle nefes aldırmayan padişah varmış. Bu padişah, her yeni vergiden sonra vezirini durumu takip etmesi için tebasının arasına yolarmış. Halkın tepkisini kontrol eden vezir, vergilerle halkın sokaklarda naralar isyanlar ettiğini duyunca padişaha kaygı ile durumu izah edermiş. Fakat padişah tepkileri umursamazmış. Padişah vergileri yeniden artırır. Bu tekrarlar bir süre daha devam eder, en sonunda bir gün vezir şaşkın ve tuhaf bir ifade ile halkın son vergilerle sokaklarda zil takıp oynadığını söyler. Padişah bunun üzerine telaşlanır, “Aman duralım.” der; “Durum kötüye gidiyor.” son verginin geri çekilmesini söyler.
Tepkisizlik en büyük tepkidir diyorduk biz, edep huyumuzdu ama kimse anlamadı. Şimdi padişahım, artık millet zil takıp oynuyor, umarım sizin tarafınızdan da durum anlaşılmıştır.
Herkesin birbirinin haklarına saygılı olmasını diliyorum, her anlamda…
İlknur Bektaş
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder