Yazmak bir aşk benim için vazgeçilmez. Ertelendikçe acıyan kanayan bir yara, nefes alamamak gibi ama bazen yazmayıp göstermek, anlatmak istediklerim de oluyor işte o zaman Fotoğraflarını çekiyorum evlerin, sokakların, insanların. Derdim kendi penceremden hayatı gördüklerimi göstermek. Bloğum yaşadığım anları ve çevremde yaşanılanları paylaşmak amaçlı.
10 Ağustos 2007 Cuma
19 Nisan 2007 Perşembe
BEDEN DİLİ VE YEDİ TÜL DANSI
Dans etmek vücut dilini, müziğin ritimleriyle birleştirmek görsel zarafettir.
Dans, dansı yapan içinde, seyreden içinde keyiflidir.
Dansın müziği, figürleri, teması, sevgiyi ,nefreti ,acıyı ,hüznü sergileyebiliyorsa ,dansçı hareketlerinde ritim duygusunun yanında görsel bir cazibe veriyorsa, beden dilini kullanabiliyor demektir.
Vücut dilinin kullanılmasında Pandomim ,Tiyatral oyunlar ve Dans en güzel yorumdur.
Salome; yıllardır seyrettiğim en güzel filmlerden biri , bir başyapıt .
Carlos Saura nın Salome filmindeki Yedi Tül dansı sahnesi ,estetik, müzik ve konunun çekiciliği ile harmanlanmış bir filmdi.
İncilin klasik hikâyesinin Vaftizci Yahya nın kellesini istediği ve baştan çıkarıcı yedi tül dansı.
Sauranın muhteşem yorumu, keşfedilmesi gereken bir başyapıt .
Film bittiğinde salonda mıhlanmış gibi kaldım .
Asil ve asi bir sevgi vardı karşımda, feda ettiği belki en sevdiği, belki kendisi idi, yorumu size kalmış.
İkinci yarısından sonra neredeyse hiç konuşmanın olmadığı ama dans ile zengin anlatıma kavuşmuş filmde konuşmadan da duyguların anlatıldığının güzel örneği idi .
Ve daha nicelerinin de vücut dilinden anlattığı sevgiyi derin aşkı verirken kullandığı dil insanları daha bir bağımlı kılıyor sanata.
Sanatçının bakışlarında duruşunda ellerinin kıvrımında aşk ve sevgiye çağrı vardı .
Oyun oynamaz sanatçı kendini oynar çoğunda, sevgi önemli eksikliktir .
Yürüyüşündeki güçsüzlüğünde bile ele verir açlığını, insandır, duyarlıdır her şeye.
Sokakta ağlayan çocuğa ,üşümüş bir dilenciye, kırılmış bir sevgiliye ,aç bir ihtiyara ,bir resme , duyduğu müziğe ,okuduğu şiirdeki aşka saygılıdır ta derinden duyar aynı aşkı , sıcaktan yanmış bir kediye ,yaralı bir serçeye duyarlıdır işte.
Tekmelenmiş bir kedinin hırlaması aslında sevgiden kaçması değil sevgiden korkmasıdır çünkü tekmelenmiş canı acımıştır ,güvenemiyordur aslında güvenmek istiyordur ‘da korkuyordur .
Uçan bir kuşun kanatlarını koparmışsa vicdansız bir el umutlarını da hayatını da mahvetmişse uçamayıp her gördüğü elin ona zarar vereceğini düşünüp kaçacaktır haklı olarak .
Her hareket aslında bir yansımadır ruhlarınızda ne algılıyorsanız onu yansıtıyorsunuzdur.
Her birinizin yaptıklarının genlerinizin size miras bıraktığı davranış kalıpları ile davrandığını ve bir gün hiç fark etmesek de farklı bir davranış ile karşılaştığınızda bocaladığı insanlarız .
Ne güçlü ve ne çaresiziz ..
Hayatın güçlüklerini kendimiz hazırlayıp yine bu güçlüklerde boğuluyoruz.
Yasaklar koyup yasakları çiğnemenin yolarının arıyoruz.
Tutunacak bir dalı olmayan bir insanın sığınacağı tek liman kendisi ise ,ne kadar çabalarsa çabalasın tatmin olamaz .
Tek tesellisi kendi içinde kopan fırtınalarını eserinde göstermekle bulur .
Sevgideki eksikliğini hayattaki tek bağının idealleri olması başarıyı yetersiz gösterir dehalara.
Bunların en iyi örnekleri dünyadaki yedinci sanatın en büyük yaratıcılarından Orson Welles ‘in gerçekçiliği aslında hayatta küçücük yaşta annesiz babasız kalışı değil midir onun üretkenliğini kamçılayan ne dersiniz .
Diyalogsuz senaryoda bile acı ,hüznü sevinci yansıtabilen Charlie Chaplin .
İlk sahneye çıktığında kostümlerini kendi dehası ile yaratmış üretken olmak zorundaydı,çünkü annesi tımarhanede yatan çocuğun açlık ve sefalet ile mücadelesi ;
acısı ile ,öçleri ile yüzleşmesi başarıya asılması ile açıklanır.
Her hareketinde kendinden kattığı ruhu yansıtarak kısa zamanlara mahkumda olsa mutluluk vermiş bir sanatçı olan Charlie Chaplin ,
Beklide sadece oyunlarının içindeki sürelerde mutlu olabilmiştir .
Hayatta herkesin bir rolü var kimine mirastır ,kimininki kendini bulur hayat ırmağında
Bazılarımız gerçeği bulur ,kimide rüya ile gerçeğin kendisini arar
Kim rol yapıyor kim seyrediyor ,kim oyuncu ,kim seyirci karışmış .
Biz bir rüyada mıyız , rüyadaki biz miyiz ,biz rüyadaki biz miyiz bunları bize kim yapıyor . Kim yalancı kim gerçek burası neresi .
Ruhun ulaşacağı her boyuta katıksız bilgeliğe erişmesinde sevmeyi bilmesi ve kabul etmesi gerekir ….
Bizler doğru anlatabiliyorsak bizi neden anlamıyor karşımızdakiler .
Çevremizdeki insanlar ne anlatıyorlar ,neden sevgiden kaçıyorlar ,neden kavga ediyorlar …
Her bedenin bir dili vardır, hislerini aktarmak için kullandığının doğrundandan emin olmalı, bir sorun varsa bunu sevgisizlik olarak ödemeyin , ödetmeyin …
Şafak tüm bilinçler için uyanma vaktidir ,hayvanlar uyanır beslenirler ,temizlenirler,insanların sevgiyi ve saygıyı paylaşmaları için ,hepimizin bir iç saati var uyanmak için sizinki ne zaman?
18 Nisan 2007 Çarşamba
YAZMA AŞKI
Merhaba bir çok aşk var, onu kazanmak için mücadele edilen, yazma aşkı da tıpkı bu aşklardan biri bence, ama daha çok platonik aşk gibi tek taraflı ve diğer tarafın teşrifi birazda zor ile imkansız arasında bir durumdır:)
bence;
benim yazarlık aşkımda böyle, yazmadan mutsuz eksik ve huzursuzluk duyduğum bir bağımlılık.
Yazma aşkı, okuma aşkı ile birleştiğinde biraz kitap kurdu, biraz kronik öğrenci birazda doyumsuz eğitim meraklısı konumundasınızdır.
geçmiş olmasın efendim
ilknur
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)