1 Temmuz 2010 Perşembe

VÜCUT BOYAMA SANATI

İnsanlar neden süslenme ihtiyacı duyar? Süslenme yalnızca beğenilme, güzel görünme isteğinden mi ileri gelir, yoksa bunun daha farklı nedenleri de var mıdır? Bir zamanlar geleneksel olan kına yakma ve dövme yaptırma, 1990'lardan itibaren Batı'dan başlayan bir popülerleşme dalgası ile yayılıyor. Bunu Batı'da Madonna, Erkah Badu ülkemizde de konser öncesi ellerine kına yakan Candan Erçetin gibi pek çok ünlünün mistik imgeleri tercih etmesi birer tesadüf değil. Farklı görünmek, farklı hissettiğini yansıtmak moda. Mistik çağrışımlar yapan hemen her şey popülerleşiyor. Kınanın tanınması ve kabul görmesi 1970'lerde hippi kültürüyledir. Bu yıllarda Ossie Clarke, Zandra Rhodes gibi modacıların defilelerinin önemli bir parçası oldu. Pek çok sanatçı kınanın kullanımından etkilendi. Kınanın kullanımı Doğu'da gelenekseldir, Batı'da bireyselliğin ve dışa vurumun simgesi sanat olarak karşımıza çıkıyor. Vücudun estetik biçimde süslenmesi duygu ve düşüncenin kişinin kendince ifade şekli sayılıyor. Süs veya gelenek, adını ne koyarsanız koyun, dövmenin geçmişi 5 bin yıl öncesine kadar dayanıyor. Bitkisel boyaların kullanımı eskiden beri yaygındır. İnsan bedeninin doğadaki pek çok farklı malzemeler kullanılarak, çeşitli uygulamalarla süslenmesini çok eski dönemlere dayandırmak mümkün. İlk çağlarda kamış ve yaprak boyaları ile yapılan dövmelerden söz ediliyor. Hun kurganlarında çıkan cesetlerde son derece estetik, kıvrak çizgilerle ve dekoratif bir anlayışla yapılmış düşsel yaratıklar ve koç figürlerinden oluşan dövmeler görülüyor. Bulunan bir boyanın, deriye şırınga edilmesi ile kalıcılığının keşfedildiği ve bu şekilde oluştuğu sanılıyor. Önceleri Hunlar, sonraları da Kazak ve Kırgızlarda kahraman ve asillerin dövme yaptırdığı biliniyor. Eski Roma'da suçluları ve köleleri tanımak için en iyi araç olan dövmelere 19. yüzyıl İngiltere'sinde rastlanıyor. Kına Doğu Anadolu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerimizde daha fazla yaygın. Dövme âdeti özellikle ülkemizde yaygın olarak Urfa, Mardin, Diyarbakır, Gaziantep'te görülür. Anadolu'da kadınlar tarafından özellikle çene, çene altı, ayak bileği, boyun ve el üstlerinde tercih edilmekte, erkeklerde ise burun üzeri ve alın ortasında, el üstlerinde, bilek ve kollarda rastlanmaktadır. Erkeklerde daha çok kullanılan figür şakaklarda ve kollarda yoğunlaşan Arap harfleriyle yazılmış isim ve ibarelere, arslan, yılan, ay gibi şekillere rastlamak mümkün. Dövmenin neden yapıldığı sorusuna genel olarak süslenme cevabı verilmekle birlikte, 60 yaş üzerindeki kadın ve erkekler uğur getirdiği, bereketi sağladığı inancı ile yaptırdığını belirtiyor. Günümüzde yaşlıların bu dövmeler yüzünden büyükşehirlerde çocukları ve torunları tarafından istenmedikleri ve dövmeleri yüzünden hor görüldükleri de bir gerçek. Dövme motiflerinde geleneksel çizgileri, mezar taşlarımızdan dokumalarımıza, mimarimizden el işlemelerimize kadar uzanan ve hemen hepsinde de dinî, mitolojik; sosyal ve aşiret işareti niteliği taşıyan motiflerin benzerlerini bulmak mümkün.. Kına çok kültürde evlilik, düğün ve ölüm semboldür Kına binlerce yıldır, Ortadoğu, Orta Asya, Afrika ve Avustralya'da kullanılıyor. Asyalı kadınlar için kendisini başkalarından ayırma ve egzotik bir biçimde süslemenin en güzel yolu kınadır. Türkiye'de geleneksel olarak gördüğümüz gelinlere kına yakılması, Hindistan'da da çok yaygın. Hintli gelinin elleri ve ayakları düğünden bir gün önce kendi tasarımlarına uygun bir biçimde boyanır. Hintli gelin, evlendikten sonra, kına tamamen yok olana dek hiçbir iş yapmaz. Arabistan'da da kına yaygın bir gelenek. Irak, İran gibi ülkelerde kınanın şans getirdiğine inanılıyor. Fas'ta anlayış daha farklı. Kına ile bedende farklı figürler işleniyor. Hamile kadınların ayak bilekleri boyanıyor, bu boyanın onları doğuma kadar koruduğu düşünülüyor. Hemen her ailenin kendi özel süslemeleri var, bunlar geleneksel bir biçimde kuşaktan kuşağa aktarılıyor ve gizli simgeler olarak taşınıyor. Afrikalılar geometrik şekillerde kına yakıyor, çiçeksi ve oryantal Hint figürlerinden çok daha farklı. Kına aslında çok bilinmese de tarih boyunca erkeklerce de kullanılmış. Mısır firavunlarının da kınayla ellerini ve ayaklarını boyadığı biliniyor. Ortadoğu ülkelerinde erkekler de sakallarını kınayla boyuyor. Dövmecilik de özellikle Okyanusya adalarında (Markiz, Samoa) ve Yeni Zelanda'da çok gelişmiştir. Deride yara açılarak, yakma veya delme işlemleri ile yapılan dövme tekniğine Avustralya ve Merkezi Afrika yerlilerinde rastlanıyor. Dövme işlemi, deri tarafından tamamen yok edilemeyen bir boya maddesinin belirli bir teknikle altderi yüzeyine kadar işlenmesi olarak tanımlanabilir. Altderiye ulaşmak için sivri uçlu bir cisimle yarıklar veya delikler açılır. Açılan bu yarıklara diken gibi bir araç yardımı ile (artık iğne kullanılıyor) boya konuluyor. Eskimoların kullandıkları teknikle, deri iğneyle delindikten sonra, ise bulanmış iplik deriye geçirilir, bu yolla boya deri altına verilir. Diğer bir teknik, açılan yarıklara barut içeren karışımları yayarak bunları ateşlemektir. Bu işlemlerden, özellikle derinin yakılması işleminden sonra deride hiçbir zaman çıkmayan açık ya da koyu mavi renkli bir yanık izi oluşur. Dövme yapılırken en çok is ve isle birlikte çivit, antimuan tozu, kavrulup dövülmüş kemik tozu, çeşitli bitki özleri, safran ve kına kullanılır. Bu malzemelere göre deride beliren izler kırmızıya yakın bir tonda olabiliyor. Batı'da çok yaygın bir uygulama alanı bulunan dövme şimdilerde şehir hayatında özellikle gençler arasında giderek daha çok ilgi çeken bir süslenme biçimine dönüştü. Streril ve temiz olmak şartıyla; eğer acıya katlanabiliyorsanız ve dinî yönden bir kaygınız yoksa buyurun yaptırın. İLKNUR BEKTAŞ 08 Ağustos 2004, Pazar

Hiç yorum yok: