31 Aralık 2011 Cumartesi

SEYRİSTANBUL FOTOĞRAF SERGİSİ TAKSİM METRO

http://www.facebook.com/pages/Seyristanbul-Foto%C4%9Fraf-Sergisi/163784377056844

                TAKSIM METRO            21   ARALIK 2011   //- 09- OCAK 2012
BAZI ANLAR ÇEKERKEN HİSSETTİĞİM ÖZEL KARELERDEN OLUŞAN SERGİ:) 

BEN BU FOTOĞRAFIN ADINI GURUR KOYDUM. SONUNA KADAR HAK EDİLMİŞİNDEN  HEMDE...

CİBALİ -  AYAKAPI

VEFA ...


CERRAHPAŞA...

GÜL BABA- GS LİSE BİNASININ VE SARI KIRMIZI GÜLLERİN EFENDİSİ...



KÜLTÜR SANAT YORUMCULARININ CÜMLESİ İLE PORTRENİN HAKKI  VERİLMİŞ :))
MODEL: KIZIM SELİN 

İSTANBUL TURİZM MÜDÜRÜ ALİ MAZAK VE EKİBİ....
BU PROJEDE HEP BİRLİKTEYDİK





TAKSİM METRO YÜRÜYEN BANTLAR SERGİ ALANIMIZ


                                                                                                                                                                 








2010 İSTANBUL KÜLTÜR BAŞKENTİ


http://www.facebook.com/group.php?gid=23110381096&v=wall

Kültür Bakanı Ertuğrul Günay ile rop.


İSTANBUL VALİ YARDIMCISI :
 CUMHUR GÜVEN TAŞBAŞI
İLE ROP.
                                                                                                       
İSTANBUL BÜYÜKŞEHİR BELEDİYE BAŞKANI KADİR TOPBAŞ İLE ROP.

                                                                                                                                                                       

                                                                                                                                                         
                                                                                                               

                                    











YEM - EKTEYİZ GEYİKTEYİZ TİYATRO OYUNU

http://www.facebook.com/group.php?gid=374014113296










Bir gemiyi karaya çıkarttık resmidir.
Bizimle yola çıkan, yolda bulduklarımız ve yolun sonuna vardıklarımızla zor ve uzun bir serüven atlattık.
Gelen de, kalan da sağ olsun, gidende, gemi karaya vardı ya ne mutlu bize...
ihsan Ustaoğlu, Yaşar Kartal, Fatmanur Kemer, organizasyon adına büyük çabalar veren Burak Kaan Yılmazsoy, ve ben ilknur Bektaş ilk günden itibaren inançla ve inatlla direndik.
Sonradan bize omuz veren zor gün dostlarımız " Emre Berber, Serra Taşköprü, Cemre Can Aslamacı ya da " çok teşekkür ederiz.
Sağlık nedenlerinden dolayı aramızdan ayrılan Melek Gülsevene ayrıca sevgilerimizi iyi dileklerimizi iletiyorum.

İNANMAK BAŞARMAKTIR DOSTLAR, BİZ İNANDIK...


Saçları Süpürge Bedeni Sömürge



Bu kitabı yazmaktaki amacım, kadına karşı dayatma ve baskıların gerçek olan birkaçını örnek vererek aslında tür ve çeşidinin binlere milyonlara vardığının altını çizmekti. Kadına karşı şiddet çemberi oldukça içerikli, şiddet; duygusal, fiziksel, maddi, psikolojik, zorlama, tehdit, gözdağı, tecrit etmek, aşağılamak, çocuklarından mahrum etmekle korkutmak ve cinsel baskı...

Baskı ve tehdit; birşey yapmaya zorlamak için yaralama, bazen sevdikleri, ailesi ve çocukları gibi unsurları kullanarak gözdağı vermek; bazen kapı dışarı koymak, evi kırıp dökmek silah, kesici yaralayıcı aletlerle darp etmek... Ekonomik şiddet; kadına para vermemek, iş bulmasına engel olmak, parasına el koymak, kendisinden para istenmemesi için sorun çıkartmak vb. Tecrit etmek; okuduğu kitap, hoşlandığı film, görüştüğü arkadaş. ailesi, sevdiği kim ne varsa onlardan alıkoymak (devamı sonsuz) bunu yaparken kıskandığını söyleyerek haklı olduğu baskısını kurar ve suçluluk duygusu sağlar, çünkü eğer kadınsan acıtacaklar..."

Kadınlarımızın anlatılmakla bitmeyecek dramlarının işlendiği; "Gerçek Yaşam Öyküleri" bir kitapta ancak bu kadar güzel anlatılabilirdi. İlknur Bektaş'ı bu cesur çalışmasından dolayı kutlarım. Devamı gelmeli. "-Ergun Hiçyılmaz-Gazeteci-Yazar"
Bu kitapta İlknur Bektaş annelerimizi, eşlerimizi, kız kardeşlerimizi ve kızlarımızı anlatıyor. Bu kitap kadını, kederi ve değiştirmemiz gereken kaderleri anlatıyor." Melih Arat - Yazar

Sevgili Ilknur Acikcasi kadin olmanin kendi payima dusen acisini kendime gore cektiysem de sansliydim ben... Gecenlerde bir roportajda Turkiye'deki kadinin en buyuk sorunu nedir diye sordu biri... Kimsesizlik dedim... Buyuk, tarifi gercekten zor bir kimsesizlik... Ustelik ne sehir ne koy taniyor bu yalnizlik... Yazdiklarin tanik oldugun tenhaliga dusen bir umut biliyorsun... Biz bizeyiz nihayetinde... Kitabin dilden dile dussun insallah.. Dussun ki kimsessizligimize bir ses olsun.. Gozlerinden operim...İclal Aydın 

http://www.aksam.com.tr/bir-kadin-asik-olursa-ceker-gider--12038h.html

http://www.haber7.com/haber/20110115/Bir-kadin-asik-olursa-ceker-gider.php/686949

http://www.birgun.net/culture_index.php?news_code=1289402324&day=10&month=11&year=2010

http://www.sivilmedya.com/saclari-supurge-bedeni-somurge-18095h.htm

http://www.gazeteciler.com/gundem/saclari-supurge-bedeni-somurge-26850h.html

http://alisveriskulisi.com/6505__saclari_supurge_bedeni_somurge_

http://www.idefix.com/kitap/saclari-supurge-bedeni-somurge-ilknur-bektas/tanim.asp?sid=QKZFXMFV0S8SYNG614YN

http://www.tourismlifeinturkey.com/newsdetail/1121-SAcLARiSuPuRGEBEDENiSoMuRGE.html

http://www.kitapyurdu.com/kitap/default.asp?id=570554

       http://www.facebook.com/pages/Sa%C3%A7lar%C4%B1-S%C3%BCp%C3%BCrge-Bedeni-S%C3%B6m%C3%BCrge/166357173407919                                            


  


2 Temmuz 2010 Cuma

Yüreğinizdeki mevsim

Bazen insanın canı hiçbir şey istemez ya hani. Hiçbir duygu sizi kıpırdatmaz yerinizden. Konuşmak, dertleşmek, hatta kimseyi görmek istemezsiniz. Hiçbir konu içinizdeki sıkıntıya ilaç olmayacak, hiçbir cümle sizi anlatamayacaktır. Kendi kendinize yabancısınızdır, bulunduğunuz mekâna, oturduğunuz ortama, hatta içinde bulunduğunuz bedene bile yabancısınızdır. Bütün hatıralarınız ya tamamen örtülüdür sis perdeleri ile ya da her şey ufukta fluğ bir gelecek olarak size bakıyordur. Sığındığınız hiçbir liman ruhunuza aradığı güveni sağlamıyordur. Ne yapacağınızı bilemez ortada ayazda kalan bir kuş yavrusu gibi çaresiz kalakalmışsınızdır. Yüreğiniz bir yangın düşleriniz darmadağınık pazar yeridir, ümitlerinizin kanadı kırık, suskundur, çığlıkları duyulmayan martılar gibi… Elleriniz karanlıkta yol bulmaya çalışan biri gibidir sanki dokunduğu her şeyi devirir, bedeniniz kutuplarda kalmış bebek gibi, savunmasız; sanki üşümeyi bile bilmiyor gibisinizdir, yada üşümeye öyle alışmışsınızdır ki artık üşümeyi unutmuşsunuzdur. Unutmak istersiniz her şeyi, adınızı bile. Bazen olanları, yaşadıklarınızı, haksızlıkları, üst üste yığılı duran bir pramit gibidir unutmak istedikleriniz. Bazen öyle çoğalabiliyor ki… Madem bir türlü tam olamıyor bu duygular, bari unutayım diyorsunuz, yarım olmaktansa…. Biliriz aslında hayatın görünen buz dağının üstü ve altı gibi olduğunu. Mutluluk her şeye rağmen masmavi denizlerin dibindeki istiridye gibidir. Birer birer sabırla derinlerden çekip almak istersiniz. Kendi incilerinizi toplamanız gerekiyor ne kadar derinde ve ne kadar zor yerlerde olursa olsun. Karanlıklara inat her gece ay ışığının dünyayı aydınlattığı gibi, gölgeler olsa da … Hayatın her alanında define arar gibi mutluluğunuzu aramalısınız. Ortalık talan olsa da... Gerekirse elleriniz kanamalı mutluluğu ararken, ama hayatın anlamını da keşfetmelisiniz. Yaşam denizinizde derinlere varmalısınız, yüzeydeki çöplerin arasında açan mavi su güllerini, sedef kabuklarını, mimozaları toplamanız, minicik bir çakıl taşının değerini bilmeniz lazım. Ama her zaman da bilmek yetmez bazen… Bütün duyarlılığınız hayatın keskin dişlerinin arasında öyle bir törpülenmiştir ki konserve yaşamın içinde sahte tatlarla yoğrulmuşsunuzdur belki de farkında değilsinizdir artık. Hayallerinizde bile öylesine sığ ve yüzeysel kalırsını ki yaşamın gerçek manasını unutursunuz madde ile manayı ve hatta çoğu zaman kendi özünüzü. Sıradanlaşırsınız acınacak bir durumdur bu, farkında olamamak kadar, farkında olup bir şey yapamamak da aynı derecede ne yapacağını bilememek de bir çıkmazdır. En çok pişmanlık içinizi sıkar, kimi yaptıklarınız, kimi yapamadıklarınız . Bazen yaşamak isteyip de yaşayamadığımızın özlemleri bizi acı girdabında sürükler ve tüketir. Hep en çok erteleyip, biriktirdiğiniz düşlerinizin sancısı sizi kıvrandırır an be an; artık hiçbir sancıyı hissedemeyecek kadar geç mi kaldınız yoksa? Yoksa unutmaya çalıştığınız mı yaşatıyor sizi, en unutulamaz olanlara olan özlemleriniz mi yaşam sebebiniz? En derinden özlediğiniz mi, en çok unutmaya çabaladığınız, yoksa sevdiğiniz mi en çok unutmak istediğiniz? Bence içimizi en çok acıtan, göze alamadıklarımız ve alamadıkça da, özlemiyle içimizde besleyip büyüttüklerimiz... Onlar bir an gelir, o kadar büyürler ki, taşarlar içimizden, bedenimizden, ruhumuzdan, kimsesiz kalırsınız. Kendiniz siz hatta... Adını koyabildiğiniz hiçbir duygu sizin yardımınıza gelmez, hatta duymaz bile sizi... Sığınaksızsınızdır, kendinize bile ‘’yanılıyor muyum? Iskalanmış aşkın, yaşam mekânları intikam almaya koyulur sizden... Yaban kalırsınız, yabancı kalırsınız her yerde... Rüzgarlı bir denizi özler gözleriniz... Bir denizin, ılık esintilerinin sevgi sarhoşluğunda, gömülmek istersiniz. Evrenin yaşam sularının aynasına, aşkla gömülmek ve ölümsüzleşmek istersin... Sizin kalacaktır, sizinle kalacaktır, eğer isterseniz. Çabalarsanız kazanırsınız işte... Hiçbir adım atmazsanız hep özlersiniz... Hep İstersiniz... Ve hep acı çekersiniz …. Tıpkı suskun deniz kızları gibi........ İçinizdeki sessizlik acizliğin elbiselerine bürünüp, sizi usulca davet ediyorsa göze alamadığınız tüm hedeflerinize, belki de bir daha son bir şans vermelisinizdir kendinize. İşte bu sefer gözünüzde büyüttüğünüz ulaşılmaz bulduğunuz düşlerinizi aşmak ve içinizden gelen çağrının rotasına gitmeniz için bu kez gitmek gitmek ve kalbinizin kanat çırpınışlarına kulak vermeniz gerekiyordur. Kıvranmayın sağır bir duyarlılıktan dolayı yarım kalmış düşlerde, ulaşamadığınız hedeflerde sürünmeyin. Yelken açın bu sefer cesaretin şafağına. Deniz kenarında kımıltısız bir dalga olmayın… İçinizdeki yaprakların açmasına izin verin yüreğinize bahar gelsin. Mevsim kışı gösterse bile…. 2003// Önce Vatan Köşe Yazım

1 Temmuz 2010 Perşembe

PARFÜMÜN AŞKLA DANSI~~KOKULARIN BÜYÜLEYEN DÜNYASI PARFÜM

arfümün başkenti Paris sayılsa bile ilk parfümü Mısırlı rahiplerin ürettiği sanılıyor. O zamandan bu yana şişelerin içinden çok parfüm aktı. Kalitesini tutturan markalar, neredeyse mücevher değerini kazandı. Gramını almak için hazine ödemek gerekiyor. Büyük firmalar, orta ölçekli devletlerin cirosunu parfümden elde ediyor. Zenginlerin kullandığı parfümü üretmek için çalışanlar, yetiştirdikleri çiçeklerin kokusunu sadece tarlada alabiliyor. Parfümü elde etmek öyle kolay bir iş değil. Pek çoğumuz günümüzde bile 1 kilogram yasemin özünün, 1 milyon yaseminden elde edildiğini bilemez. 'KOKULU DUMAN' IN BÜYÜLÜ DÜNYASI Parfümleri en güzel sinema eserlerine benzetebiliriz, bazı filmler süper prodüksiyonlardır, koku daha hazırlanırken bile yankıları duyulur! Bazıları çok büyük bir üstadın eseridir... Bazıları da kulaktan kulağa yayılarak hiç beklenilmeyen başarılara ulaşırlar ve yıldız olurlar. Bir de ünlü klasikler vardır; tüm zamanların en iyisidir, yıllara meydan okuyarak saltanatlarını sürdürürler... İşte gerçek koku bunlardır. Parfüm aleminde aranan değer bir anda parlayan ve yok olan kokular değil, kalıcı olanıdır. Koku elle tutulamayan, gözle görülemeyen ama varlığı inkar edilemeyen evrensel bir dildir. Hepimizin kokularda sakladığı anıları vardır. Parfüm dünyasında kadınlara ayrılan üç ana familya vardır. Çiçek familyası, oryantal ailesi ve şipre ailesi. Diğer koku grupları bu üç ana familyanın ana prensiplerine sadık kalarak hazırlanan çeşitlemelerdir. Örneğin son yıllarda okyanus ve su notalarıyla hazırlanmış birçok parfüm var; bunlar da çiçek notalarıyla işlendiğinde çiçeksi bir familyanın bir parçasına dahil olmuş oluyor. Sevdiğiniz kokunun ailesini belirleyerek, seçiminizde o koku grubuna dahil, size uygun birçok parfüm seçebilirsiniz. Parfüm doğada çiçekler meyveler, ağaçlar ve köklerinden elde edilir. Parfümün insanlık tarihi kadar eski ve olağanüstü öyküsünün dününü ve bugününü araştırdığımızda parfüm ailesini, parfüm kullanımını, seçimini ve özellikle kendi parfümünüzü seçmenin yollarını öğrenirsiniz. Zaman değiştikçe parfüm tercihleri de değişiyor. Ruhsal iniş ve çıkışlarda insanlar parfümlerini değiştiriyor... Parfüm, Latince 'kokulu duman' anlamına gelen "perfumum" kelimesinden geliyor. Tarihi ise oldukça eski, günümüzden yaklaşık 5 bin yıl önce. Mısırlılar güneş tanrıları Râ için güneşin doğuşundan batışına dek kokulu otlar yakarlardı. Ölülerini kokulu yağlar kullanarak mumyalarlar, mezarlarına parfüm şişeleri ve kokulu kremler koyarlardı. Nitekim, yapılan kazılarda Mısır Firavunu Tutankhamon'un mezarından parfüm şişeleri ve krem vazoları çıkarıldı. Mısırlılar günlük hayatlarında da kokulu yağlar ve pomatlar kullanırdı. Bunlar içinde en çok tercih ettikleri "kyphi" adını verdikleri kokulu bir yağdı. Parfüm ilk Mısırlı rahiplerin üretimidir. Sabah tütsü, öğlenden sonra sarı sakız ağacı yakarlardı. Babillerin hüküm sürdüğü yıllarda koku yapımında kullanılan sedar, mimoza, yasemin ve leylak bitkilerini yetiştirirlerdi. Eski Yunan çağında ilk şehrin kurulması ile birlikte parfüm dükkanları açıldı. Bu dükkanlar halkın çay, kahve içtikleri günümüz cafe örneklerine benzer yerlerdi. Yunanlılar ilk parfüm konteynerlerini Alabester adını verdikleri beyaz ve yumuşak mermer görüntüsündeki maddeden ürettiler. Daha sonra Romalılar alabesterin yerine kili (clay) camla yakıp ilk parfüm şişesini elde ettiler. Parisli parfümcü Martial ilk defa Versay Sarayı'nda Ala Duchesse isimli leylak, yasemin, narsis bitkilerinden elde ettiği harika bir koku yaptı. Yaptığı bu parfümün sarayda büyük ilgi görmesi ile Alp eteklerindeki Grassse şehri Fransa'yı parfüm endüstrisinin başkentine dönüştürdü. Bir şişe parfüm için bir milyon çiçek Uzun ve sabır gerektiren bir süreçtir parfüm üreticiliği. Orijinal ve iyi parfümlerin neden pahalı olduğu hep sorulur; ama pek çoğumuz günümüzde bile 1 kilogram yasemin özünün, 1 milyon yaseminden elde edildiğini bilemez örneğin. Çiçek yetiştiriciliği büyük zahmet ve emek isteyen bir iştir. Çiçek tarlaları öyle alabildiğine yayılmış bir alanda değil, merdiven basamakları gibi dizilmiştir. Örneğin Fransa'da çiçekleri sabaha karşı veya akşam topluyor fakir İtalyan aileleri. Sıcak ve soğukta çok iyi muhafaza ediliyor. Dünyada parfümün hammaddesini üreten Fransa'da 3 büyük firma var. Bir parfümün ön araştırması 2-3 yıl sürüyor. Son olarak tüketicinin fikri alınıyor. Beğenilirse üretime, beğenilmezse araştırmaya devam ediliyor. Bir önceki yıl çıkarılan parfüm, bir sonrakinin habercisi olabiliyor. Orijinal parfümün içinde ya da altında mail, yazışma adresi bulunur. 'Bizi kullanıyorsanız bize yazın' der genellikle. Orijinal parfümlerin ambalajları, şişesinin tasarım farklılığı özel olduğunu belirtir. Şişelerin tasarımları kadın parfümü ise, kadını çağrıştıran bir çizim yapılır yumuşak, estetik bir görsellikle. Erkeğe aitse erkek zevkine hitap etmesi ön plandadır. Parfüm renklerininde özel anlamları ve önemi vardır. Saf parfümler daha koyu renktedir. İçindeki renklerinden de yoğunlukları hakkında bir fikir sahibi olabilirsiniz. Alkol oranı fazla olan parfümler daha açık renktedir. Turuncu, kırmızı, sarı renkler meyvemsi veya oryantaldir. Oryantal kokularda ağırlıklı çiçekler; sandal ağacı, amber, dişi kokulardır. Sarılar ve maviler frestir. Beyaz renktekiler vanilyalıdır. Hemen her coğrafyanın kendine has bir beğenisi vardır. Fransa'daki gül kokusu ile İtalya'daki veya Türkiye'deki gülün kokusunda iklimden kaynaklanan fark vardır. Bu yüzden Arap ülkelerindeki 'chanel no: 5' ile, Avrupa'daki aynı marka ve no'daki parfüm daha hafif veya daha ağır olabiliyor. Farklı ülkeler için farklı uyarlamalar yapılıyor. Klasikleri vazgeçilmez yapan doğal oluşları, belki de kadın ruhunu iyi yansıttığı içindir. Hâlâ dünyada efsane koku olan 'chanel no: 5' ilk üretildiği koku notalarını, ambalajını, şişesini muhafaza eder. Kim bilir bu kokunun efsane olması Marilyn Monroe'dandır belki de... İnsan beyni kokuları hiç unutmuyor Beynimizin koku hafızasının ne kadar iyi olduğunu siz de basit bir testle, kendinize ispatlayabilirsiniz. Sevdiğiniz birini, bir yerleri, hatta zamanını unuttuğunuz bir konuyu, aldığınız bir koku ile aniden hatırlayabilirsiniz. Bir koku hiç ummadığınız bir anda sizi alıp geçmişe götürebilir. Beş duyu organının içinde hafızayı en hızlı tetikleyen koku hafızasıdır. Tatlı kokuları kullanan kadınlar daha popüler ve daha çekici bulunur. Avrupalıların tercihi çiçek kokularıdır. Uzakdoğulular oryantal kokuları tercih ederler, bunlar daha ağır kokulardır. Türklerin tercihi bu skalada tam ortada. Parfüm bilek, diz, dirsek içine, boyun altı, kulak arkası gibi bilinen şah damarının geçtiği yerlere sürülmeli. İlknur Bektaş-Uzman estetisyen 01 Ağustos 2004, Pazar// ZAMAN GAZETESİ...

"SAHTE ÜRÜNLER BAŞIMIZA DERT AÇACAK"

Haber Ekranlardan fışkıran reklamlar sizi sürekli güzelleşmeye çağırıyor. İyi de her şey hayalinizdeki kadar güzel mi bakalım. Sahte ürünler başımıza dert açıyor! Ekranlardan fışkıran reklamlar sizi sürekli güzelleşmeye çağırıyor. İyi de her şey hayalinizdeki kadar güzel mi bakalım. Biraz daha güzelleşmek uğruna az parayla da olsa bir şeyler yapmak isteyen kadınları büyük tehlike bekliyor. Güzelleşelim derken, eldeki güzelliği kaybetme tehlikesi de var. Sizi bekleyen tehlikeler, sadece ucuza mal edilen kozmetik ürünlerden kaynaklanmıyor. Çok ucuza yapılan güzellik hizmetleri de pahalıya mal olacak türden. Salaş yerlerdeki bilgisiz, belgesiz, saçı ve anatomiyi hiç tanımayan çıraklara ve kalfalara emanet edilen saçlar, başınıza bela oluyor. Varan 1: Çamaşır suyu kullanılıyor Güzellik için yapılanların bazılarına inanmak bile zor; saç boyarken, renk açıcı olarak çamaşır suyu kullananların olduğunu öğreniyoruz. Sadece ucuz olduğu için saç rengini açma işleminde oksidan krem yerine çamaşır suyu kullanmak, akıl alacak gibi değil. Saçı tamamen yıpratan ve yenilenme şansı tanımayacak şekilde saçı yakan çamaşır suyu bazı ucuza iş yapan kuaförlerde kullanılıyor. Saçının aldığı hali yeni renginden dolayı fark etmeyen kadınlar çok kısa bir süre sonra saçının yandığını fark ettiğinde iş işten geçmiş oluyor. Saçın kesilmesi veya bakım yapılması bile eski haline dönmesine yetmiyor. Kenar mahallelerde durum daha da içler acısı. İnsan sağlığının hiçe sayıldığı günümüzde bu kadar da olmaz dedirten manzaralar yaşanıyor. Türkiye pazarında ucuz malların kontrolsüz biçimde cirit attığı bir dönemde, kadınlar, ucuz ve kalitesiz boyaların olumsuz etkileri ile uğraşacak. Herkesin kolaylıkla satın alabileceği kalitesiz kozmetik ürünler insan sağlılığını ciddi biçimde tehdit ediyor. Ucuz ve pratik diye saçını evde kendi boyayan tüketicinin sağlığı daha çok tehlikede. Kullanım tariflerini profesyonellerin bile anlayamadığı dilde yazılmış ürünler, bilinçsiz tüketiciyi zor durumda bırakıyor. Bilmeden aldığı saç boyasının bozuk olup olmadığını anlama şansı olmayan tüketici, ürünü saçına sürdüğü andan itibaren saç derisinde, başta acı verici bir yanma ile karşılaştığında geç de olsa zararlı bir ürün kullandığını anlıyor. Ürünün kullanılmasından kısa süre sonra ciddi bir yanma, şakaklardan aşağı inen ateş ve ağrının ardından saç dökülmesiyle karşılaşılıyor. Ucuz bulduğu için kalitesi hakkında bilgisi olmadığı malzemeleri kullanan tüketici; cilt hastalıkları, alerjik cilt reaksiyonları ve hatta kanser tehlikesi ile karşı karşıya kalıyor. Varan 2: Çekingen tüketici olmayın Kalitesiz ürünlerle ilgili araştırmalar üniversitelerde de araştırma konusu oluyor. Bundan bir yıl kadar önce yapılan bir araştırmanın sonucunda, yaşanabilecek problemlere dikkat çekiliyor. Gazi Üniversitesi Kuaförlük ve Güzellik Bilgisi Eğitimi Anabilim Dalı Başkanlığı'ndan Yrd. Doç. Dr. Celalettin R. Çelebi, 29.05.2003 tarihli raporunda konunun önemine değiniyor. Raporda, saç boyalarının kimyasal içerik olarak birbirlerinden önemli bir farkı olamamasına rağmen kişisel kullanım açısından profesyonellik gerektirdiği, bu bilgiden yoksun kişilerin uygulamalarıyla estetik ve tıbbi sorunlar yaşanabileceği belirtiliyor. İstanbul Kadın Kuaförleri Manikürcüleri Güzellik Uzmanları Odası Genel Sekreteri Engin Ervan, kalitesiz kozmetik ürünlerinden dolayı mağdur olan tüketicilerden çok şikayet aldıklarını belirtiyor. Sağlığa zararlı ürünler kullananları ve üretenleri takip ettiklerini ve gelen şikayetleri titizlikle incelediklerini anlatan Ervan, şikayet etmenin yasal bir hak olduğunu ve bu hakkı kullanmanın gerektiğini hatırlatıyor. Kadınların çoğu şikayet için aradıklarında "Benim saçlarım yandı, ama adımı vermeyin, benim şikayet ettiğim bilinmesin!" diyor. Bunun yanlış bir tavır olduğuna işaret eden Ervan, tüketicinin hakkını aramayı öğrenmesini istiyor. Kozmetik ürünü kullandıktan sonra meydana gelen kazalarda, önce mağdurların durumunu tespit için cilt hastalıkları servisi olan hastaneye gönderiliyor. Cilt ve saçta görülen tahribatın ölçüsüne göre, zararın telafisi için gerekirse tazminat yoluna kadar gidiliyor. Saçta bir yanık oluştuğunda 'Bilirkişi' rapor hazırlıyor. Mahkemeye gittiğinizde 1.000 lira (bin TL) gibi ağır para cezası alınıyor. Kimyasal yanık olarak değerlendirildiğinde ise "İnsan Hayatına Kasıt" olarak değerlendiriliyor. Bu durumda ağır para ve tazminat davaları açılıyor. Bu tip vakaların yaşandığı henüz sonuçlanmayan iki dava var. İstanbul Kadın Kuaförleri Manikürcüleri, Güzellik Uzmanları Odası Başkanı Mikail Uğurlu, oldukça iddialı konuşuyor. Bu işi çok ciddi ele aldıklarını anlatan Uğurlu, kuaförlük mesleğinde resmi bir eğitimin şart olmasını istiyor. Her önüne gelenin kolay yoldan para kazanmak için bu tür faaliyetlere girerek insan sağlığını ve estetiğini bozmaya hakkının olmadığını belirtiyor. Mikail Uğurlu, kaliteli bir hizmetin ucuza yapılamayacağının altını çiziyor: "Bu işi belirlediğimiz fiyatların çok altında yapanlar var. Bu kuaförlerin elektriği kaçak, suyu kaçak, elemanları vasıfsız, kalfalık, ustalık bilgisi hiç yok ya da çok yetersiz. Bu işyerlerinde kullanılan sağlıksız, bozuk ürünlerden doğal olarak iyi sonuç bekleyemeyiz." Varan 3: Kalitesiz ürünler cildi bozuyor Güzellik hizmetleri pahalı olmasına rağmen, kuralları altüst ederek, akla gelmeyen yöntemlerle ucuza mal edenler oluyor. Bunun bedelini de tüketici, sağlığını ve güzelliğini kaybederek ödüyor. İstanbul Kadın Kuaförleri Manikürcüleri Güzellik Uzmanları Odası Başkan Vekili Nihat Kaynak bavul ticareti gibi yollarla Türkiye'ye boya girişi yapıldığını anlatıyor. Özellikle Azerbaycan, Kazakistan ve Çin'den gelen tarihleri geçmiş, bozuk boyalar bunlar. 300-500 bin liraya alınan malzemeler en fazla 1 milyon civarı fiyatlara satılıyor. Bu ürünleri her yerde bulmak mümkün. Semt pazarlarında, arabaların bagajlarında malzemeciler yardımı ile irili ufaklı kuaförlerde ve pazarlarda satılıyor. Kot boyası da saç boyamada kullanılan ürünlerden biri. Kullanılan kot boyasının rengi saçta açılmıyor, ancak aldığı renk saçı yıpratıyor. Saçın yıpranmasının dışında insan sağlığı büyük risk altına atılıyor. Bundan ayrı olarak taş boyası kullananlar da var. Bunun dışında kozmetik shoplarda insan sağlığı tehdit ediliyor. Uygun olmayan koşullarda üretilen ve göz sağlığını bozabilen makyaj malzemeleri; farlar, rimeller, kalemler ve kremler gözde ağır tahribat yapıyor. Kızarıklık, yanma, gözde sulanma, akma, arpacık çıkması en fazla karşılaşılan rahatsızlıklardan. Ucuza satılan, bozuk, sağlıksız makyaj malzemeleri üretim aşamasında, dermatolojik, alerjik testlerden geçirilmeden piyasaya sürülüyor. Sadece makyaj malzemesi, saç boyası değil; jöleler, saç köpükleri ve bakım yağı adı ile ambalajlarda satılan ürünler de dikkat istiyor. Evde kişisel uygulamaya yönelik kullanım için satılan birçok boya var. Yapılan reklamların hemen hepsinde bu işlemin çok basit olduğu anlatılıyor. Aldatıcı ve yanıltıcı reklamlardan dolayı evde kendi kendine saçını boyayan Raziye Pervane ucuz ve sağlıksız boya mağduru tüketicilerden biri. Raziye Hanım'ın kullandığı boyalardan sonra yüzünde ve gözlerinde ağır yanık ve şişlikler meydana gelmiş. * Uzman Estetisyen İLKNUR BEKTAŞ 25 Nisan 2004, Pazar